İçeriğe geç

Halo dayı kaçta ölüyor ?

Halo Dayı’nın Veda Anı

Bir kasaba var Kayseri’de… İnsanı, tarlası, ekmeği, bir de o kadar güzel gözleriyle gülümseyen bir adamı olan bir kasaba. Halo Dayı’dan bahsediyorum. Hayatında bir kere bile kötü bir şey dememişti. Kendini bildim bileli, her günün sabahında bahçesinde çalıştığı, akşamları da eve dönüp koyunlarının önünde sohbet ettiği bir adam. Ve işte o adam, bir sabah uyandı ve hala yaşıyor muyum diye düşündü. Ben de o sabah, Halo Dayı’nın ne zaman gideceğini düşündüm.

Gece Yarısı

Geceye yaklaşıyoruz, ben ise pencerenin önünde, bahçeye bakarak bir şeyler içiyorum. Kayseri’nin soğuğu sarhoş etmişti beni. Ellerim, yüzüm, her şeyim donmuştu ama bu kış gecesi içimdeki sıcaklıkları da bir o kadar artırmıştı. Halo Dayı’nın hastalığı, bizleri perişan etmişti. Onun adı, etraftaki herkesin dilindeydi. O kadar yıllık dostu ve akrabası vardı ki, her biri, her gün “Halo Dayı’ya bakmaya gittim mi?” diye soruyordu.

Ama o sabah, bir şeyler farklıydı. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru bir bekleyiş vardı. Sanki o bekleyişin sonu, sabaha karşı uyanacak bir şeydi. Ama o şeyin ne olduğunu kimse bilmiyordu.

O Huzur, O Yüzdeki Huzursuzluk

Halo Dayı’yı son bir kez görmek istedim. O sabah, Kayseri’nin en soğuk günüydü. Tüm kasaba titriyordu ama ben buna rağmen evimden çıkıp ona gitmeye karar verdim. Kapıyı çaldım, içeri girdim. Her zamanki o ağır kokusu vardı evde. Yağlı, eski ve yorgun bir günün ardından gelen o soğuk, rahatlatıcı koku… Ama bir eksiklik vardı. O eksiklik, Halo Dayı’nın olmadığı bir huzurdu. O yüzden huzur da yoktu.

Halo Dayı, odasında, yatağında kıpırdamadan yatıyordu. Gözleri aralık, her an uyanacak gibi ama bir şey eksikti. O huzursuz bakışları, ne zaman giderse gitsin geriye sadece bir boşluk bırakacakmış gibi hissediyordum. O boşluk beni hem korkutuyor hem de bir tür özgürlük vaat ediyordu.

Bir yandan da garip bir şekilde içimde bir umut vardı. Belki de son kez göz göze gelmemiz, her şeyin güzelleşmesi için bir fırsattı. Ne bileyim, belki de o yüzü her zaman gülen, herkesin dostu olan adam, aslında ölüme karşı koymuştu. Ama birden, içinde bir şeyler yerinden oynadı. O an, “Halo Dayı kaçta ölüyor?” diye sormak istedim, ama ağzımdan bu kelimeler çıkmadı. Kendi içimde bu soruyu hep soruyordum, ama cevabı öğrenmeye cesaret edemiyordum.

Yavaşça Geçen Zaman

Saatler geçtikçe, sabah oldu. Herkes bir yerlere koştu. Üzerimde bir ağırlık vardı. Havanın soğukluğu, içimdeki sıcaklıkla çelişiyordu. Halo Dayı’yı son bir kez görmek için koşmaya karar verdim. O anda bir şey fark ettim: Halo Dayı bu kadar zaman sonra bile, aslında bizlere bir şey öğretmişti. Onun gülen yüzü, o sabahları bahçesini sularken çıkardığı naif ses, her şey aslında gidişinden sonra da hayatı çok farklı şekilde algılayacaktı.

O kadar çok şey düşünürken, bir yanda da işin ironisini fark ettim. Halo Dayı’nın ölümü, bir kayıp değil, aslında bir başlangıçtı. O kasaba, o toprak, o insanlar, her şey her zaman Halo Dayı’nın “çok sevdiği” gibi kalacaktı. Bu kadar büyüleyici bir adamın, küçük bir kasabaya kattığı şeyler, onun ölümüyle son bulmazdı.

Yavaşça Veda

Saat akşamı gösterdiğinde, bir gün öncesine göre her şey daha ağır, daha sessizdi. Bütün kasaba, Halo Dayı’nın gidişini bekliyordu. Sonunda, içimden bir ses, “O öldü,” dedi. O an ne kadar sessiz olduğunu hatırlıyorum. Kapıdan dışarı adım attım, ceketimi sırtıma geçirdim, ve işte o an bir şey fark ettim: Halo Dayı’yı kaybetmiştik ama o, asla kaybolmayacaktı.

Saat tam 22:14’te, Halo Dayı hayatına veda etti. Onun son nefesini, bana hissettirdiği o anlamı, bu kasabada, bu duvarların içinde bir ses gibi kalacak her zaman. Çünkü bazen insanlar ölür, ama her zaman gülümsemesi bir yerde kalır.

Ölümün Arkasında Kalan

Gecenin karanlığında bir an var ki, o an her şeyin sessizliğe büründüğü, her şeyin yaşanmış olduğu o anı bir daha yaşamak istedim. Halo Dayı’nın ölümüyle birlikte, aslında daha farklı bir yaşam başladı. O kasaba, o küçük dünya bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. O gün sonrasında, sokakta yürürken bir başka bakışla bakacaktım hayata. Çünkü bazen insanın ne zaman gideceğini bilmesi gerekmez. O gidiş, belki de hayatı kucaklamak için bir fırsattır.

İşte bu yüzden “Halo Dayı kaçta ölüyor?” diye sorulmaz. Bu sorunun cevabı, yalnızca o anın içinde bulunur ve her zaman bizimle kalır. O an, bir kaybı değil, aslında bir öğrenişi simgeler.

O yüzden her şey bittiğinde, “O öldü,” demek bir anlam ifade etmez. Geriye sadece o unutulmaz bakış kalır. Geriye yalnızca o gülümseme ve o kasabanın hafızasında iz bırakmış o yüz kalır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
elexbet yeni girişhttps://partytimewishes.net/betexper güncel adrestulipbet giriştulipbet güncel girişTürkçe Forum