Umarız “Kekik ve dağ kekiği aynı bitki midir” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Bocu ekibinden sevgilerle!
Kayseri’nin Soğuk Sabahlarında Başlayan Bir Hikâye
Değerli ziyaretçiler, Bocu ekibi bu yazısında “Kekik ve dağ kekiği aynı bitki midir” konusunu tüm yönleriyle aktarıyor.
Sabahın erken saatleri… Kayseri’de hava yine keskin, insanın yüzüne çarpan o tanıdık dağ rüzgârı var. Pencerenin camına hafif buğu çökmüş, içerideki sıcaklıkla dışarıdaki sertlik arasında ince bir çizgi gibi duruyor. Ben 25 yaşındayım ve her sabah olduğu gibi yine defterimi açmışım. Yazmadan güne başlayamıyorum artık; sanki içimde birikenleri boşaltmazsam nefes alamayacakmışım gibi geliyor.
Bugün içimde tuhaf bir sıkışıklık var. Hayal kırıklığıyla umut arasında gidip gelen, adı konmamış bir his… Ve bunu en çok doğa hatırlatıyor bana. Özellikle de kokular.
Kekik kokusu…
Ama bu sadece basit bir bitki kokusu değil benim için. Bu, çocukluğumun dağları, dedemin elleri, annemin mutfakta kaynattığı çaylar demek.
Dağlara İlk Dokunuşum ve Kekikle Tanışmam
Çocukken dedem beni sık sık Kayseri’nin yüksek yamaçlarına götürürdü. O zamanlar dünya sadece yürüdüğüm patikalardan ibaretti. Ayakkabılarım çamura battığında üzülmezdim, çünkü dedem hep “toprak insanı büyütür” derdi.
İlk kez o gün kokladım kekiki.
Ellerimle kopardığım minik yaprakların kokusu, burnuma öyle bir doldu ki… sanki bütün dünya o anda yavaşladı. Dedem gülerek “Bu kekik oğlum, dağ kokusudur” demişti.
O an içime işleyen şey sadece bir bitki değil, bir duyguydu. Güven gibi. Sıcaklık gibi. Sanki her şey yolunda olacakmış gibi bir his.
Ama o zamanlar bilmediğim bir şey vardı: Kekik ve dağ kekiği aynı şey mi?
Bunu ilk kez yıllar sonra sorgulayacaktım.
Kaybolan Bir Soru: Kekik ve Dağ Kekiği Aynı Bitki midir?
Yıllar geçti. Şehir büyüdü, ben büyüdüm. Ama bazı sorular büyümek yerine içimde kök saldı.
Üniversite yıllarında, şehirden uzaklaştığım bir dönemde, markette bir gün elime bir baharat paketi aldım. Üzerinde “kekik” yazıyordu. Kokladım… ama çocukluğumun o dağ kokusu yoktu içinde.
İçimde bir kırılma oldu.
“Bu mu yani?” diye düşündüm. “Bu mu benim hatırladığım şey?”
O gün eve gidince saatlerce araştırdım. Kekik ve dağ kekiği aynı bitki midir diye.
Okuduklarım beni daha da karıştırdı. Bir yandan “kekik genel bir isimdir” diyordu yazılar, diğer yandan “dağ kekiği daha aromatik ve yabani türdür” deniyordu. Ama hiçbir açıklama içimdeki boşluğu doldurmuyordu.
Çünkü mesele botanik değildi.
Mesele hatıralardı.
Bir Bitki Değil, Bir Hatıranın Peşindeydim
O gece defterime şunu yazdım:
“Ben aslında kekik aramıyorum. Ben dedemin sesini arıyorum.”
O cümleyi yazarken boğazım düğümlendi. Çünkü fark ettim ki, bazen insanlar bilgi aramaz. İnsan, kaybettiği duygunun izini sürer.
Dağ kekiği dediğim şey, belki de dedemin bana hissettirdiği güvendi. Marketten aldığım kekik ise sadece kurutulmuş bir yaprak.
Aradaki fark buydu.
Dağlara Geri Dönüş ve İçimdeki Sessizlik
Bir hafta sonu kendimi yeniden dağlara attım. Kayseri’nin dışına, taş yolların başladığı, telefon çekmeyen o yerlere.
Hava sertti. Rüzgâr saçlarımı dağıtıyordu. Ama garip bir şekilde içim sakindi.
Eğilip toprağa baktım.
Ve oradaydı.
Küçük, morumsu çiçekleriyle dağ kekiği…
Ellerim titreyerek dokundum. O an çocukluğum geri gelmedi. Ama onun gölgesi geldi. Bu bile yeterdi.
Gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece içimde bir şey kırıldı ve aynı anda onarıldı.
“Demek buradaymışsın,” dedim kendi kendime.
O an tekrar sordum:
Kekik ve dağ kekiği aynı bitki midir?
Cevabı biliyordum artık ama yine de içim kabul etmek istemiyordu. Çünkü bazı soruların cevabı doğru olsa bile insanın duygusuna ters düşer.
Mutfağa Sığınan Anılar
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Kekik suyunu evde nasıl yapılır ?
Eve döndüğümde annem mutfakta çay yapıyordu. Tezgâhta kurutulmuş kekikler vardı. Bir an durdum, kokladım.
Bu kez farklıydım.
Artık biliyordum: Kekik tek bir şey değildi. Birden fazla türü vardı. Dağ kekiği daha güçlüydü, daha keskin. Ama marketteki kekik de kötü değildi. Sadece farklıydı.
Ama yine de içimde bir eksiklik vardı.
Annem bana dönüp “Ne oldu yine?” diye sorduğunda cevap veremedim.
Çünkü ona “bir bitki yüzünden çocukluğumu özlüyorum” diyemezdim.
İçimdeki Çatışma
Bazen insanın içinde iki gerçek aynı anda yaşar.
Birincisi: Bilimsel gerçek.
İkincisi: Duygusal gerçek.
Ben ikisi arasında sıkışıp kalmıştım.
Evet, kekik ve dağ kekiği tamamen aynı bitki değildi.
Ama benim içimde aynıydı.
Çünkü ikisi de aynı yere çıkıyordu: geçmişime.
Bir Defter Sayfasına Sığmayan Özlem
Geceleri defterime yazmaya devam ettim. Her sayfa biraz daha doluyor ama içim boşalmıyordu.
“Bugün yine rüzgâr vardı,” yazdım bir gece.
“Ve rüzgâr bana dedemin sesini hatırlattı.”
Başka bir gün:
“Dağ kekiklerinin arasında yürürken kendimi kaybettim ama bu kez kaybolmak korkutmadı.”
Zamanla fark ettim ki, ben aslında bir cevabın peşinde değilim. Ben bir hissin içinde yaşamaya çalışıyorum.
Kayseri’nin Dağları ve İçimdeki Sessiz Kabul
Bir sabah tekrar dağa çıktım. Bu kez tek başımaydım.
Güneş yeni doğuyordu. Taşların üstüne düşen ışık altın gibi parlıyordu.
Eğildim, bir dal kekik kopardım.
Kokladım.
Ve o an içimde garip bir huzur oluştu.
Artık “aynı mı değil mi” sorusu eskisi kadar önemli değildi.
Çünkü ben anlamıştım:
Kekik ve dağ kekiği aynı bitki midir?
Belki botanik olarak hayır.
Ama benim hayatımda ikisi de aynıydı: beni ben yapan anılar.
Son Bir Farkındalık
İnsan büyüdükçe bazı şeyleri kaybettiğini sanıyor. Oysa bazı şeyler kaybolmuyor, sadece şekil değiştiriyor.
Dedemin dağlarda söylediği sözler artık gerçek bir ses değil.
Ama içimde bir yankı.
Dağ kekiği artık sadece bir bitki değil.
Ama içimde bir zaman makinesi.
Ve kekik… mutfakta sıradan bir baharat değil.
Ama bir evin sıcaklığı.
İçimde Kalan Sessiz Hikâye
Şimdi bu satırları yazarken pencereden dışarı bakıyorum. Kayseri’nin rüzgârı yine sert, yine tanıdık.
Ama içimde ilk kez bir çatışma yok.
Çünkü artık biliyorum:
Bazı soruların cevabı “evet” ya da “hayır” değildir.
Bazı sorular, insanın kendi içine dönmesi için vardır.
Ve ben o sorunun içinde kendimi buldum.